Adalet

Justice

القسط / العدل
Kavram1 makale

Kelime Formları— kelimeye tıklayarak ayetleri görün

KelimeBabSıyga
اَلْقِسْطُ
اَلْعَدْلُ

İnceleme

Müellif:Fatih Tok
Yayınlanma Tarihi:03.03.2022

EL-‘ADL | اَلْعَدْلُ

el-‘Adl اَلْعَدْلُ “eşit olmak” anlamındaki ʿa-d-l عَدَلَ kökünden türeyen bir isimdir. Bu kelimeye “eşit parçalara bölmek; eşit davranmak, adaletle hükmetmek; dengeli ve ölçülü kılmak; denklik, aynılık, benzer; düzeltmek, doğrultmak, tadil etmek; istikamet; fidye, bir şeyin karşılığı” gibi anlamlar verilmiştir. ʿAn/عن harf-i ceri ile عدول عن “ayrılmak, bırakmak, vazgeçmek, terk etmek” demektir. اَلْعِدْلُ mastarından ʿadile şeklinde geldiğinde de “zulmetmek, haksızlık yapmak” anlamlarını ihtiva etmektedir. Bu yönüyle eẓdād sözcüklerdendir (Ḫalīl b. Aḥmed, Kitābu’l-ʿAyn, 3/110-111; İbn Fāris, Mucmelu’l-Luġa, 3/651; Yezīdī, Mā ʾİttefeḳa Lafzuhu, 241-242; İṣfehānī, el-Mufredāt, 325-326; Zemaḫşerī, Esāsu’l-Belāġa, 1/637-638; Muṣṭafavī, et-Taḥḳīḳ, 8/63-65).

Kur’ân’da türevleriyle birlikte 28 defa geçmektedir. Bu yerlerde şu manalardadır: 1. Fidye (el-Baḳara 2/48). 2. İnsaf (en-Nisā 4/3). 3. Değer (el-Māʾide 5/95). 4. Şirk koşmak (el-Enʿām 6/1). 5. Tevhit (en-Naḥl 16/90). 6. Olması gerektiği şekil (Baḳara 2/282). 7. Meyletmek (en-Nisā 4/135). 8. Hakkaniyet (eş-Şūrā 42/15). 9. Adalet (eṭ-Ṭalāḳ 65/1). 10. Doğruluk (el-Enʿām 6/152) (Māverdī, en-Nuket, 6/222; el-Kebīsī, Mevsūʿa, 8/186-187). Bu kullanımlar kelimenin kökündeki bir şeyin eşit ve denk olması şeklindeki manayı yansıtmaktadır. 

EL-ḲISṬ | اَلْقِسْطُ

El-Ḳısṭ اَلْقِسْطُ “hak ve hukuku gözetmek” anlamındaki ḳ-s-ṭ قَسَطَ fiilinden türeyen bir isimdir. “Nasip, pay, hisse, adalet” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Bu yönüyle “bir şeyi eşit, adil, dengeli bir şekilde paylara ayırmak” manasını ifade etmektedir. القسط ezdâd lafızlardandır. Ḳıst قِسْط mastarından “eşit, denk pay, başkasının hakkını vermek”, قَسْط mastarından ise “başkasının nasibini almak” anlamında kabul edilmiştir. İkinci anlam, adaletin zıddı olan zulmü ifade etmektedir. Bu bağlamda kişi haksızlığa meyledip zulmettiğinde قَسَطَ, adil davrandığında ise اقْسَطَ kalıbı kullanılmaktadır. Sülâsî haliyle hem "adalet" hem "zulüm" anlamında, ifʿāl babından ise sadece "adalet" manasında kullanıldığı da ifade edilmiştir. Allah’ın isimlerinden olan اَلْمُقْسِطُ O’nun, en küçük bir haksızlıkta dahi bulunmayan (mutlak adil) bir zat olduğunu anlatmaktadır. قِسطاس kelimesinin bu kökten geldiği ve tartıların en doğrusu anlamında kullanıldığı belirtilmiştir (Ḫalīl b. Aḥmed, Kitābu’l-ʿAyn, 3/388; İṣfehānī, el-Mufredāt, 403; Muṣṭafavī, et-Taḥḳīḳ, 9/285).

Kur’ân’da türevleriyle birlikte 25 defa geçmektedir. Bu yerlerde iki manada kullanılmıştır: 1. Hakka hukuka riayet etmek, adaleti gerçekleştirmek (el-Ḥucurāt 49/9; en-Nisā 4/3; el-Mümteḥine 60/8). 2. Hakkı terk edip zulme veya inkâra meyleden (el-Cinn 72/14-15) (el-Kebīsī, Mevsūʿa, 10/144). 

KARŞILAŞTIRMA

el-Ḳısṭ ve el-ʿadl kelimeleri yakın anlamlıdır. Her iki kelimede “eşit paylaşım, adalet; haksızlıktan kaçınma” anlamları ön plana çıkmaktadır. Öte yandan adaletin zıddı anlamlarındaki kullanımı da göze çarpmaktadır. قاسطون  ifadesinin Kur’ân’daki “zulmedenler, küfre düşenler, şirk koşanlar” (el-Cinn 72/14-15) manası, ʿadl sözcüğünün anlam örgüsü içinde de yer almaktadır. Bu sebepledir ki bazı müfessirler söz konusu ayetteki “Allah’a şirk koşanlar, inkâr edenler, haktan sapanlar” anlamındaki ḳāsiṭūn kelimesini açıklamak için ʿādilūn kelimesini tercih etmişlerdir (Muḳātil, Tefsīr, 4/464; Māverdī, en-Nuket, 6/116). Çünkü onlar başka varlıkları Allah’a denk tutmuş ve onları da tanrı kabul etmişlerdir. Bu da hakikatin zıddına olan bir durumdur. Zira Allah’ın hakkı olan tevhitten sapılmıştır. Bu bağlamda ḳāsiṭūn, başka varlıkları Allah’a denk tutarak haktan sapan kimseleri ifade etmektedir. Dolayısıyla bu zıt mana kök anlamıyla uyum içindedir.

el-Ḳısṭ ve el-ʿadl kelimeleri arasında anlam farklılığından bahsedilebilir. Bu bağlamda ḳısṭ “apaçık, zahiri adalet, eşitlik” demektir. Bundan dolayı gözle görülen, hissedilen ölçü ve tartı aleti ḳısṭ olarak isimlendirilmiştir. ʿAdl kelimesindeki anlam ise daha çok gizli, soyut durumlardaki adalet için söz konusu olabilir. Bu tür durumları ifade etmek için ʿadl tercihe şayandır. ʿA-d-l fiili ʿıdl mastarından geldiğinde tartılabilen, sayılabilen ve ölçülebilen şeyler için de kullanılmaktadır (ʿAskerī, el-Furūḳu’l-Luġaviyye, 234; İṣfehānī, el-Mufredāt, 325; Muṣṭafavī, et-Taḥḳīḳ, 8/63-64).

Geçtiği Ayetler

Adalet kavramı 22 ayet-i kerimede geçmektedir

Bakaraالبقرة1 ayet
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا تَدَايَنتُم بِدَيْنٍ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَٱكْتُبُوهُ ۚ وَلْيَكْتُب بَّيْنَكُمْ كَاتِبٌۢ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَن يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ ٱللَّهُ ۚ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ وَلْيَتَّقِ ٱللَّهَ رَبَّهُۥ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْـًٔا ۚ فَإِن كَانَ ٱلَّذِى عَلَيْهِ ٱلْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَن يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُۥ بِٱلْعَدْلِ ۚ وَٱسْتَشْهِدُوا۟ شَهِيدَيْنِ مِن رِّجَالِكُمْ ۖ فَإِن لَّمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَٱمْرَأَتَانِ مِمَّن تَرْضَوْنَ مِنَ ٱلشُّهَدَآءِ أَن تَضِلَّ إِحْدَىٰهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَىٰهُمَا ٱلْأُخْرَىٰ ۚ وَلَا يَأْبَ ٱلشُّهَدَآءُ إِذَا مَا دُعُوا۟ ۚ وَلَا تَسْـَٔمُوٓا۟ أَن تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَىٰٓ أَجَلِهِۦ ۚ ذَٰلِكُمْ أَقْسَطُ عِندَ ٱللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَـٰدَةِ وَأَدْنَىٰٓ أَلَّا تَرْتَابُوٓا۟ ۖ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَـٰرَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا ۗ وَأَشْهِدُوٓا۟ إِذَا تَبَايَعْتُمْ ۚ وَلَا يُضَآرَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ ۚ وَإِن تَفْعَلُوا۟ فَإِنَّهُۥ فُسُوقٌۢ بِكُمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱللَّهُ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ ﴿٢٨٢
Meal:Ey İnananlar! Birbirinize belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. İçinizden bir katip doğru olarak yazsın; katip onu Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, yazsın. Borçlu olan da yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan sakınsın, ondan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu, aptal veya aciz, ya da yazdıramıyacak durumda ise, velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahid tutun; eğer iki erkek bulunmazsa, şahidlerden razı olacağınız bir erkek, biri unuttuğunda diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir. Şahidler çağırıldıklarında çekinmesinler. Borç büyük veya küçük olsun, onu süresiyle beraber yazmaya üşenmeyin; bu, Allah katında en doğru, şahidlik için en sağlam ve şüphelenmenizden en uzak olandır. Ancak aranızdaki alışveriş peşin olursa, onu yazmamanızda size bir sorumluluk yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahid tutun. Katibe de şahide de zarar verilmesin; eğer zarar verirseniz, o zaman doğru yoldan çıkmış olursunuz. Allah'tan sakının, Allah size öğretiyor; Allah her şeyi bilir.
Âl-i İmrânآل عمران2 ayet
شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْعِلْمِ قَآئِمًۢا بِٱلْقِسْطِ ۚ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ﴿١٨
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ ٱلَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِٱلْقِسْطِ مِنَ ٱلنَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿٢١
Nisâالنساء3 ayet
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًا ﴿٥٨
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى ٱلنِّسَآءِ ۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ فِى يَتَـٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّـٰتِى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلْوِلْدَٰنِ وَأَن تَقُومُوا۟ لِلْيَتَـٰمَىٰ بِٱلْقِسْطِ ۚ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمًا ﴿١٢٧
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا ۖ فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ ۚ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا ﴿١٣٥
Mâideالمائدة2 ayet
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ ۚ ٱعْدِلُوا۟ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿٨
سَمَّـٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّـٰلُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ ﴿٤٢
En'âmالأنعام1 ayet
وَلَا تَقْرَبُوا۟ مَالَ ٱلْيَتِيمِ إِلَّا بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ حَتَّىٰ يَبْلُغَ أَشُدَّهُۥ ۖ وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ ۖ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَإِذَا قُلْتُمْ فَٱعْدِلُوا۟ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۖ وَبِعَهْدِ ٱللَّهِ أَوْفُوا۟ ۚ ذَٰلِكُمْ وَصَّىٰكُم بِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿١٥٢
A'râfالأعراف1 ayet
قُلْ أَمَرَ رَبِّى بِٱلْقِسْطِ ۖ وَأَقِيمُوا۟ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَٱدْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ ٱلدِّينَ ۚ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ ﴿٢٩
Yûnusيونس3 ayet
إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا ۚ إِنَّهُۥ يَبْدَؤُا۟ ٱلْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُۥ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ بِٱلْقِسْطِ ۚ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَهُمْ شَرَابٌ مِّنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌۢ بِمَا كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ ﴿٤
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ ۖ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿٤٧
وَلَوْ أَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِى ٱلْأَرْضِ لَٱفْتَدَتْ بِهِۦ ۗ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ۖ وَقُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ﴿٥٤
Hûdهود1 ayet
وَيَـٰقَوْمِ أَوْفُوا۟ ٱلْمِكْيَالَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ ﴿٨٥
Nahlالنحل2 ayet
وَضَرَبَ ٱللَّهُ مَثَلًا رَّجُلَيْنِ أَحَدُهُمَآ أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَىٰ شَىْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوْلَىٰهُ أَيْنَمَا يُوَجِّههُّ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ ۖ هَلْ يَسْتَوِى هُوَ وَمَن يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ ۙ وَهُوَ عَلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ ﴿٧٦
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُ بِٱلْعَدْلِ وَٱلْإِحْسَـٰنِ وَإِيتَآئِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَيَنْهَىٰ عَنِ ٱلْفَحْشَآءِ وَٱلْمُنكَرِ وَٱلْبَغْىِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ ﴿٩٠
İsrâالإسراء1 ayet
وَأَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ إِذَا كِلْتُمْ وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا ﴿٣٥
Enbiyâالأنبياء1 ayet
وَنَضَعُ ٱلْمَوَٰزِينَ ٱلْقِسْطَ لِيَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْـًٔا ۖ وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا ۗ وَكَفَىٰ بِنَا حَـٰسِبِينَ ﴿٤٧
Şu'arâالشعراء1 ayet
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ﴿١٨٢
Hucurâtالحجرات1 ayet
وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٱقْتَتَلُوا۟ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا ۖ فَإِنۢ بَغَتْ إِحْدَىٰهُمَا عَلَى ٱلْأُخْرَىٰ فَقَـٰتِلُوا۟ ٱلَّتِى تَبْغِى حَتَّىٰ تَفِىٓءَ إِلَىٰٓ أَمْرِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن فَآءَتْ فَأَصْلِحُوا۟ بَيْنَهُمَا بِٱلْعَدْلِ وَأَقْسِطُوٓا۟ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ ﴿٩
Rahmânالرحمن1 ayet
وَأَقِيمُوا۟ ٱلْوَزْنَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا۟ ٱلْمِيزَانَ ﴿٩
Hadîdالحديد1 ayet
لَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِٱلْبَيِّنَـٰتِ وَأَنزَلْنَا مَعَهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمِيزَانَ لِيَقُومَ ٱلنَّاسُ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَأَنزَلْنَا ٱلْحَدِيدَ فِيهِ بَأْسٌ شَدِيدٌ وَمَنَـٰفِعُ لِلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥ وَرُسُلَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ قَوِىٌّ عَزِيزٌ ﴿٢٥

Hızlı Bilgi

Kategori
Kavram
Kelime Formu
2
İlişkili Kavram
0
Makale
1
Geçtiği Ayet
22
Tüm Kavramlara Dön

Kavram Haritası

القسط/العدلAdaletاَلْقِسْطُاَلْعَدْلُ

Henüz kavram ilişkisi eklenmemiş. Yalnızca kelime formları gösteriliyor.